Arkasında kim var?' meselesine aykırı yaklaşım

'Arkasında kim var?' meselesine aykırı yaklaşım

Türkiye 26 yıldır terörle mücadele ediyor. Her terör eyleminden sonra bir çok kimse başlıyor terörün arkasında birilerini aramaya.

Sonra da, birçok ülke, grup sayıldıktan sonra 'ülkenin kalkınmasını' istemeyenler ve 'iktidarı' sevmeyenlerle liste tamamlanıyor. Bu yazımızda, terörün arkasında kimin olduğunu ortaya koymaya çalışacak ve bir bakıma terörün sebeplerine dayalı olarak nasıl sonlandırılır konusu üzerinde duracağız.

Türk 'siyasal geleneğine' göre Türkiye'nin 'gelişmesi, kalkınması ve bölge gücü olmasını' istemeyen 'düşmanlarımız' vardır. Türk siyasetçileri 'çok başarılı, çok çalışan ve çok üreten' kişilerden oluşmaktadır. Parlamento'da ve dışında olan siyasal partiler 'ülke meselelerinde' birlik içindedirler ve kesinlikle kendi siyasal geleceklerini düşünmezler. Buna ek olarak, siyasal partiler parti liderlerine hakimdirler, istediklerinde parti liderini değiştirirler. Türkiye 'en ideal siyasal sistem'e sahiptir ve yasama, yargı ve yürütme görevlerinin bilincindedirler ve bunun dışında hiçbir şeyle uğraşmazlar. Son olarak da, askerin siyaset üzerinde 'hiç etkisi' yoktur ve her türlü eylem ve işlemlerinde denetim altındadır!

Yukarıdaki bölüm, biraz mizahi gibi anlaşılsa da, bir hakikati anlatma açışından olaya bakılırsa, Türk siyasal kültürü ve bu kültür anlayışı sadece terörün değil, Türkiye'deki bütün sorunların arkasındadır. Bu siyasal anlayışın devamı süresince de Türkiye kısa vadede hiçbir problemini çözemeyecektir. Görünen başarılar, geçicidir ve bir sonraki iktidar tarafından yok edilebilirler. Çünkü, nedenleri aşağıda yazdığımızda, 'yönetemeyen' siyaset 'çözüm' üretemez, ürettiği politikaları hayata taşıyamaz. Türkiye'de yönetemeyen bir siyasal yapı vardır.

Cumhuriyet'in kuruluşuyla başlayan 'modernleşme' projesi Türkiye'de sadece var olan mozaiği değil, gelecekte birlikte 'yaşamak' zorunda olan farklı etnik gruplar arasına da ciddi ayrılık tohumları saçmıştır ve başarısız bir projedir. Maalesef bu projenin başarılı olmadığını ifade etmek zorundayız. İkinci olarak, Türkiye'de modernleşmesinin uzantısı olan 'rejim' tartışmaları henüz bitmemiştir. 'Devlet' kendisini vareden asıl unsur olan 'Sünni millete' güvenmediği gibi, bunların oylarıyla seçilmiş iktidarların her türlü politikalarının hayata geçmesine de engel olmaktadır. Çünkü, 'devlet'i oluşturan 'yargı' asıl unsur olmayan 'diğer' unsurların kontrolündedir. Sonuç, Türkiye'deki mevcut siyasal sistem bir tür 'çatışma' üzerine kuruludur ve güçsüzdür; çünkü asli unsura dayanmamakta ve güvenmemektedir. Görülmeyen, ama hissedilen, varlığı inkâr edilemeyen ciddi bir 'iktidar savaşı' vardır Türkiye'de...

İkinci olarak, Türkiye'de 'siyaset kurumu' olarak adlandırılan 'siyasal partiler' kitle partisi değillerdir. Lider ya da ideoloji partileridir. Bu yapı siyaset üretmekten daha çok, 'rant devşirmek' üzerine kurulmuştur. Partilerde lidere 'itaat', 'biat' ya da 'ideolojiye' ya da herhangi bir 'inanç'a bağlılık esastır. Asıl olan 'ülkeye' hizmet değildir. İtaat ettiği ya da biat ettiği ideoloji ya da inanca bağlılıktır. Bundan dolayıdır ki, hiçbir siyasal parti, ülke meselelerinde diğer siyasal partilerle aynı düzlemde buluşamaz. Örnek olarak, mevcut terörle mücadeleye bakalım: Teröre açık ve dolaylı destek olan siyasal parti sayısı, önlemeye çalışanlardan daha az değildir. Çünkü, gündemlerinde 'Türkiye'nin çıkarları' değil kendi mensup oldukları 'sınıf' çıkarları vardır ve önemlidir, terör bu çıkarlara yardımcı olmaktadır.

Halk, bir 'kitledir'. Ve kitle iletişim araçlarıyla siyasal partiye oy vermeleri sağlanabilir. Fakat asla oy verdikleri siyasal partilere hesap soramazlar. Türkiye'de bu bir anlayış ve gelenektir Herkes siyasete giremez ve katılamaz. Bundan dolayıdır ki, Cumhuriyet kurulduğundan beri TBMM'ye ancak 1500 kadar aile milletvekili gönderilebilmiştir. Siyasetçilerin çalışkan, üretken, yenilikçi olmaları beklenmez. Eğer kendi çabalarıyla, bütün siyasetçiler ortaya çıkarsa onların siyasette ömürleri uzun olmaz. Siyasette uzun ömürlü olmak için, 'günün' adamı ve 'kemiksiz' olmak gerekir.

Üçüncü olarak, eksik, aksak, kusurlu ve yetersiz bir 'demokratik' metotla 'yürütme'yi teslim alacak siyasal parti ve partiler Türkiye'de kendi politikalarını hayata taşıyamazlar-taşımazlar. Zira iktidar olunca yeterince 'rant' sağlayacak imkâna kavuşmuşlardır. Eğer herhangi bir siyasi parti bazı politikaları hayata taşımak isterse; o zaman yasamanın çıkardığı düzenlemeler, Bakanlar Kurulu kararları, bakanların kararları hep 'mahkemeden döner'.

Mahkemeler bu konularda karar verirken kendilerini pek de 'yasal düzenlemeler' içerisinde görmezler. Yazılı metinlere 'ruh' eklerler, 'öz' ilave ederler ve 'mana' bulurlar ve yok sayarlar. İsterse her şeyin belirleyicisi olan Anayasa'ya uygun, isterse dünyada var olan temel normlara uygun isterse ülkede 'kangren olmuş' bir meselenin çözümüne dair olsun bu düzenleme, eğer kendi 'inanç ve mezheplerine (TSE benzetmesi manalıdır)' aykırı ya da 'bu konuda yetkili liderlerinin' onayından geçmiyorsa 'iptal edilecektir' ve edilir. Örnek olarak, anayasa değişikliği iptal edilecektir, tıpkı kimi yargıçlara 'üstünlerin tutukluluk taleplerini' reddettiklerinden dolayı ceza verildiği gibi...

Gelişmiş ülkelerde yasama, yargı ve yürütme 'uyum' esasına göre çalışır ve uyum orkestrasının başında 'yürütme' vardır; çünkü, yürütme asıl devletin sahibi, ülkede yaşayan ve devletin ayakta kalmasını sağlayan 'halk-millet'tir ve ancak onun oyuyla ve hesap sormasıyla onun adına kullanan iktidar olur. Batı ülkelerinde 'yasama ve yargı', 'yürütme'ye göre 'görece' ikinci derecede organlardır. Başka bir ifadeyle devlet 'yasamasız' ve 'yargısız' olur; fakat 'yürütmesiz' olmaz.

Dördüncü olarak, Türkiye'de yasamanın, yargının ve yürütmenin içinde sayamayacağımız ve 'siyasal olarak da' ne olduğu pek belli olmayan, Türk siyasal yapısının 'olmazsa olmaz' unsurlarından biri olan 'askeriye' vardır. Türk siyasal sisteminde askeriyenin durumu 'kuş mudur yoksa deve mi' belli olmamakla birlikte, yürütmeye, yasamaya, yargıya müdahale eder, fakat sorumluluk üstlenmez. İhtilal yapar, anayasa yapar, fakat uzun süre ülkeyi açıktan yönetmez. Kimseden emir almaz, herkese emir verir. Kısacası 'doğru' ve 'yanlış'ın ne olduğuna bu kurum karar verir.

Denetlenmez, hakkında konuşulamaz ve yanlış yapmaz bir kurumdur. Dünyada 'eşi ve benzeri' bulunmayan bu kurum, hem sınırlarımızı korur, hem terörle mücadele eder, hem polislik yapar, hem askerlik, jandarması bütçesini İçişleri Bakanlığı'ndan alır fakat komutanını İçişleri bakanı atayamaz, hem de rejimi 'halka ve millete' karşı korur. Kısaca asıl mesleği 'korumak' olan bu kurum, sınırda 'kışlasını', dahilde 'karakolunu' ve kısaca emrindeki 'askerini' koruyamaz.

Yukarıda sayılanlara bakıldığında, terörün arkasında kim vardır sorusuna cevap olarak, 'kimse yoktur sadece bunlardan başka' ifadesini kullanmak yerinde olur. Türkiye mevcut siyasal yapısıyla terörle mücadelede başarılı olamaz. Terörün sebebi olan şu alanlarda değişikliğe gitmelidir.

Türkiye'de terörün sebepleri:

Mevcut siyasal sistemin ülkede yaşayan bütün insanların taleplerine uygun olmaması ve aşırı derecede etnik, ırkî, dinî ayrımcılığı körüklemesi;

Siyasetin rant için yapılması;

Yasama,yargı ve yürütmenin çatışma içinde olması ve bunun uzantısı olarak, yargının etnik, mezhebi ve ideolojik esaslara göre karar vermesi;

Askeriyenin siyasetin üzerinde olması ve hesap verir olmaması;

Yürütmenin başında olanların 'icraat' yerine 'söz' üretmeleri.

Güvenlik tedbirleriyle ya da ekonomik sosyal tedbirlerle terör önlenemez; çünkü, Türkiye'de terör 'siyasal' niteliklidir ve ancak 'siyasal' nitelikli icraatlarla önlenebilir

ZAMAN

Yazar:Dr. Bekir Çınar

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !